Amerika’da Çalışmak – Kubra Zengin

Kulanıcı Deneyimi ve Ürün Yönetimi denildiğinde karşımıza çıkan Kübra Zengin ile Amerika’daki macerasını konuştuk. Özellikle Chicago, Amerika’da yaşam veya çalışma hayatını merak eden ve gitmeyi planlayanlar için yol gösterici olmasını umuyoruz.

İçtenlikle ve güzel enerjisi ile sorularımızı yanıtladı. Sizin de Chicago ile eklemek istediğiniz bilgiler varsa yorumlarınızı bekleriz.

Kısaca kendini tanıtır mısın?

Bundan 5 sene önce internet sektörüne giriş yapmış biri olarak ‘’iyi ki bu kararı vermişim’’ diyenlerdenim. Üniversite eğitimim kimyaydı. Sonrasında işletme üzerinde 1 senelik bir eğitim aldım. Internet sektöründe pazarlama alanında başlangıç yapmış olsam da, şanslıyım ki sonrasında en çok tutkunu olduğum ürün geliştirme tarafında devam ettim.

Kullanıcı deneyimi, kullanılabilirlik, ürün yönetimi alanlarında yaklaşık 2 sene Kariyer.net’te çalıştıktan sonra, istifa ederek Chicago’ya gittim. 1.5 senelik bir macerada işletme üzerine bir okulda okurken, bir yandan da, ürün geliştirme ve yönetiminde Chicago’da çalıştım. Şimdi ise, iş ve ürün geliştirme alanında çalışıyorum.

Kısmetse bu sene içinde tekrar temelli gitme planlarım bulunuyor. Hobi olarak da inanılmaz bir sinema izleyicisiyim. Bilenler bilir, IMDb top 250 deki filmleri bitirmiş ve üzerine de yüzlerce film izlemişimdir. Piyano çalmayı öğrenme hayalim var. 30 yaşımdan önce yapılacaklar listemin başında geliyor. Az kaldı 🙂

Hangi ülkede şansını denedin?

Dünyanın bir ucu olan Amerika’nın Chicago şehrinde 1.5 sene kadar yaşama şansım oldu. Bir yandan işletme üzerine eğitim alırken, bir yandan da bir coworking space’te ürün geliştirme ve yönetimi konusunda çalıştım. Bu süre zarfında başka şirketlerle çok görüşme şansım olmadı çünkü bazı nedenlerden dolayı okulum bitince, şirketi de bırakıp, Türkiye’ye döndüm. Bir süredir de Istanbul’dayım.

Amerika’ya geri dönmeyi planladığımdan, geçici bir süreliğine Istanbul’da kurumsal bir şirkette çalışırım diye düşünürken, San Francisco merkezli chatbotlara analytics hizmeti sunan Botanalytics şirketiyle çalışmaya başladım. Aslında yarı yurt dışında çalışıyor sayılırım. Dijital nomad olarak istediğim yerden çalışabiliyor olmak en güzel avantajı.

İş teklifini nasıl aldın, ne kadar sürede gittin?

Başlangıçta aslında Chicago’ya eğitim amaçlı gidip, sonrasında çalışmaya başlayanlardanım. O nedenle hızlıca gittim diyebilirim.

Kariyer.net’te istifamı verdikten iki hafta sonra kadar Chicago uçağındaydım. 1 aylık bir süreçte hangi okula gideceğimi kararlaştırdım. Tabii o sırada Chicago’nun soğuğunda yine de şehri keşfetmeyi ihmal etmedim. Sonrasında okulum başladıktan sonra şirketimi buldum. Süreç çok da zor olmadı aslında. Bir tanıdığımın referansıyla şirketimle tanıştırıldım. İki hafta içinde de karar verilmişti. Bu sürede iki kez yüz yüze görüşme yaptım. Bir de bir çalışma hazırlayıp öncesinde yazılı olarak göndermiştim. Sonrasında ise ücrette anlaşıp, çalışmaya başladım.

Gitmeden önce işten ve sosyal hayattan beklentin nasıldı?

Gitmeden önce çok büyük hayallerle gittim tabii ki. Sonuçta Amerika idi benim için. Daha öncesinde Kariyer.net’te istifamı vermeden New York’a gitmiştim. Küçüklüğümden beri New York’ta yaşama hayali kuran biri için New York gerçekten biraz hayal kırıklığı oldu. Nedeni ise 16 yaşındaki Kübra ile 26 yaşındaki Kübra’nın bakış açılarının değişmiş olmasıydı.

Istanbul gibi bir yere neden gidip artık yaşayayım ki dedim? Tabii bunu New York’un merkezi için söylüyorum. Chicago o açıdan bende farklı deneyimler yarattı. Gerçekten düzenli ve temiz bir şehrin ne demek olduğunu gördüm. Sakin ve huzurlu bir şehir gerçekten.

Amerika’da eğitim almış olmak benim için tabii ki bir artı ve bundan memnunum. Kariyerimi de iyi yönde etkileyeceğini düşünüyorum. Ayrıca aynı şekilde Amerika’da bir şirkette çalışmış olmak da, birçok açıdan katkısı olan bir durum. Yani farklı kültürle çalışmak çok başka kafalar getiriyor. Egolardan arınmış insanlarla daha çok konuşuyor olmak, mutlu edici bir şey.

Sosyal anlamda iletişimi gelişmiş insanlarla muhattap oluyorsunuz. Yani markete gittiğinizde bir güleryüz bile hayatınızı çok farklı değiştiriyor ki, düşünün çalışma ortamı günde 8 saatimizi geçirdiğimiz bir yer.

Amerika’ya tekrar gitmeyi planlayan biri olarak, zorlukların ve avantajların neler olduğunu bilerek bu sefer gideceğimden, farkındalıkların yaşanması açısından bende çok olumlu bir etki bıraktı bu 1.5 senelik deneyim. Gerçekten herkesin hayatında ister çalışma olsun, ister eğitim bir şekilde uzun bir süre en azından 1 sene kadar yurt dışında yaşaması beyninde farklı rozetler açıyor.

Türkiye ile karşılaştırdığında nasıl buldun?

Bir girişimde çalıştığımdan tanıdığım insanlar çok fazla olmadı, fakat çalışma şartları açısından çok hakkaniyetli ve disiplinli bir çalışma ortamı gördüm. Yani şöyle; insanlar ne kadar köfte o kadar ekmek kafasındalar. Haklarını aramayı seviyorlar. Bizdeki gibi çoluk çocuğumu geçindireceğim diye sesini çıkarmayıp, insanların onları sömürmesine izin vermiyorlar.

Bir işin karşılığını almanın ne demek olduğunu anlıyor insan. Herkes elinden geleni yapıyor ve görevini layığıyla yerine getirmenin peşinde. Bizdeki gibi işten kaytaralım, laklak yapalım saat dolsun kafası içinde değiller (Bizi gömüp, onları övmek amaçlı demiyorum, ama cidden böyle.)

İş saatleri içinde gerçekten iş yapıp, kendi zamanlarında da özel hayatlarına dağılıyorlar. İnanılmaz bir iş-özel hayat dengesi var. Özel sektör ajans bile olsa, saat 5 dediğinde herkes evlerine dağılıyor. En ilgimi çeken konu ise iş yerindeki yemek konusu.

Biz Akdeniz ülkeleri insanları genelde alışığız uzun uzun öğle saatinde yemek yemeye. Amerika’da ise öğle arası dedikleri bir sandwichten ibaret. ‘’Ooo oturalım da sonra çay tatlı kahve içelim’’ demiyorlar öğle aralarında. Hatta birçoğu evden yemek getiriyor. Bunu hem okulda, hem de ofiste gördüm. Hesaplı olmak bilinç altlarına yerleşmiş.

Teknolojik gelişmeler açısından, tabii ki her şey çok güzel. Yani çalışma ortamında fark etmiyor da, sokağa çıktığınızda her şey her şeyle uyumlu gidiyor. Taksilerin tamamında kredi kartı geçiyor olması, marketlerde su bile alsan kartla ödeme yapabiliyor olmak, Apple Pay ile ödeme yapabiliyor olmak, otobüs kartlarına mobil uygulama üzerinden bakiye eklemek vs., hepsi inanın insanın hayatını çok iyileştiriyor.

Yani hiç nakit para çekmeden, cüzdanımda 1 cent bile olmadan şehirde günlerce dolandığımı bilirim. Fakat ilginç şeyler de olmuyor değil, hala şirketlerin check usülü çalışması biraz tuhaf. Bireysel olarak bile insanlar birbirlerine hala check kesiyorlar. ATM’lerde check okutarak paranızı yatırıyor olmanız biraz da tuhaf bir durum.

Ofisler ise bildiğimiz klasik ofisler olabiliyor. Facebook, Google gibi yerleri saymıyorum. Benim çalışma ortamım coworking space olduğundan, gayet ferah ve güzel bir çalışma ortamım vardı. Ev ve ofis arası 15 dk yürüyüş mesafesiydi. Hatta bazen şehrin her yerinde olan paylaşımlı bisikletlerle okula veya işe gidebiliyordum. Mükemmel bir deneyim. Istanbul’da ise birçoğumuz için şu anda hayal.

Yasadığın zorluklar neydi?

Öncelikle aileden uzak kalmak. Yani Amerika, Avrupa gibi ha deyince kalkıp gideceğin bir yer değil. O yüzden belirli bir süre aileden uzak kalmak bir sancı. Sürekli kafanda 8 saat ilerisini hesaplıyorsun (O zaman 8 idi, simdi şu yaz saati uygulaması kalkınca kaç oldu acaba :)) Hmm şimdi uyuyorlar, şimdi uyandılar vs gibi sürekli plan program.

Hava Chicago’da çok etkiledi. Ben en sıcak kışına denk geldiğim halde -30 hissedileni gördüm. Hatta bir keresinde Istanbul’u ziyarete geldiğimde, dönerken, hırkayla bindiğim uçaktan -30 ile karşılaşarak indiğim oldu. Hatta Chicago’da öyle ki, okullar kardan dolayı değil, çok soğuktan dolayı tatil ediliyormuş. Marmara Denizi’nin yüzölçümü olarak 3 katı olan göl bile donuyor.

Düşünün. Amerika’nın tabii diğer yerleri farklılıklar gösteriyor. California’da yaşamak da her mevsimin aynı olduğu bir iklime sahip olduğundan, farklı hissettirebiliyor. Fakat Chicago’ya özel olarak en zoru kış mevsiminin sert geçmesi.

Bir diğer konu doğup büyüdüğün şehirde edindiğin tüm arkadaşlarının doğum günlerini, özel kutlamalarını kaçırıyorsun ve uzaktan Skype, Messenger, Whatsapp ne varsa onlarla dahil olmaya çalışıyorsun. Hiç telefonda konuşmadığın kadar çok konuşuyorsun tabii. Arkadaş, aile özlemi ve mevsim dışında her şey güzel tabii ki.

Hmm. Pardon. Yemek var bir de. Amerika’da her şey bana yapay gibi geliyordu. Markete gidiyorsun patlıcanlar devasa, salatalıklar salatalık değil, o şu bu. O yüzden sebze meyve olarak üzüldüğüm anlar oldu tabii. İlk gittiğimde salçayı bulmak için ne kadar uğraştım anlatamam. Meğerse, ‘’tomato paste (domates macunu)’’ diye geçiyormuş. 🙂 Arada bir Türk restoranlarında kebap ve lahmacun yemek vazgeçilmezdi tabii.

Türk marketlerine gidip, ‘’normal’’ beyaz peynir almak, sucuk, kaşar peyniri, hellim peyniri, TR çikolataları vs almanın değeri paha biçilemez. Gerçekten yemek konusunda insan çok zorlanıyor. Ha tabii insan alışıyor. Evde yemek yaptığımda ise karnıyarık ve sarma yapmış olmak gurur verici. Hatta tantuni bile yaptım. Gülmeyin, yaptım. 🙂

Onun dışında insan ilişkileri konusunda, tabii ki farklıyız. Arkadaş kavramı biraz farklı. İnsanlar birbirlerine bizdeki gibi rakı sofrasında dertlerini anlatmıyor. Yani ‘’senin derdinden banane’’ gibi bir durum var. Biz millet olarak biraz daha duygusalız ve seviyoruz paylaşmayı, dertleşmeyi. Hastanelerde, otobüslerde bile tanımadığı kişilere derdini anlatan teyzelerimiz var bizim. Orada ise durum biraz mesafeli. Yani sana karşı çok kibar, her şey mükemmel. Ama o samimiyeti görmek biraz zor gibi. Dostluklar biraz yüzeysel geliyor bana.

Birisi o ülkeye gitmek istese ona ne söylersin?

Brrr… Öncelikle ABD çok büyük bir ülke. O nedenle neresine gidildiği çok önemli. Konuşmanın başında ‘’Brr..’’ dememin sebebi tamamen Chicago ile ilgili. Yani California’da bir şehre gidiyor olsa arkadaşlarımdan biri, tepkim çok farklı olurdu:)

Chicago’nun kışları çok soğuk, yazları ise bir o kadar sıcak. Fakat yaz dediğime bakmayın, yaz 2 ay falan sürüyor. Haziran’da kabanımla dolaştığımı bilirim ve kar tanelerinin hafiften düştüğünü de bu gözler gördü. O yüzden öncelikle buna hazırlıklı olmasını, soğuğu sevmiyorsa bir daha düşünmesini söylerdim.

Onun dışında, Chicago’da yaşarken, Amerika’nın birçok şehrine gitmiş biri olarak, Chicago’nun en yaşanabilir şehir olduğunu söylerdim. Temiz, düzenli, New York kadar kalabalık olmadığını, her şeyin kararında olduğunu ve iş olanaklarının iyi olduğunu, ayrıca San Francisco kadar pahalı olmadığını, standartlar açısından yüksek ama ekonomik olduğunu söylerdim.

Türkiye’ye oranla alım gücünün yüksek olmasından, gayet standart bir maaşa da Türkiye’den iyi bir şekilde yaşayabileceğini söylerdim. Zira, Türkiye’de her şey gerçekten çok pahalı.

Ülke bazlı bakacak olursak da, kurallarla yaşamaya alışması gerektiğini, özellikle kuyruklarda beklerken vs sabırlı olması gerektiğini, insanlara kibar davranmanın ne demek olduğunu anlayacağını, teşekkürün ne kadar önemli olduğunu (otobüs şoförüne yolcuların inerken teşekkür ettiğini gördüğümdeki şaşkınlığı hala hatırlıyorum, sonrasında ben de alıştım, Istanbul’da yapmaya devam 🙂 ), Türkiye’deki sağlık sisteminin ne kadar iyi olduğunu fark edeceğini söylerdim. Daha da yazardım da sığmaz 🙂

Gitmeye karar verdiğin o güne dönsen kendine ne söylemek istersin?

‘’İyi ki de gitmişim’’ diyeceksin, arkana bakma ve git. Çünkü hayat, yoluna bir şeyler döşemiş ve sen bunları ancak yaşayarak öğrenebilirsin. Bir kapı kapanırken, başka bir kapı açılıyor ve fırsatlar da beraberinde geliyor. Değişim istiyorsan, önce kendi hayatından başla.

One Reply to “Amerika’da Çalışmak – Kubra Zengin”

  1. Connecticut’tan çıkıp Chicago’ya bahar(!) vakti Yale’den bir arkadaşımla “road trip” düzenledik. “brrr” konusuna kesinlikle katılıyorum, İstanbul’dan sonra buralar hep soğuk geliyor. Florida’da çok sıcak. Arasını bulacağız elbet. 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *